|
BiqanteScott
|
 |
« Yanıtla #2 : 04 Ekim 2008, 20:29:02 » |
|
Otlukbeli Savaşı
Karamanoğlu İbrahim'in 1464'te ölmesi üzerine oğulları birbirlerine düşmüşlerdi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yardımıyla İshak Bey Karamanoğlu beyliğine sahip oldu. Bunun üzerine diğer oğlu Pir Ahmed Bey Fatih Sultan Mehmed'den yardım istedi ve gelen yardım sayesinde Beyliği ele geçirdi. Fakat Pir Ahmed Bey bir süre sonra gidip Venediklilerle anlaşınca, bu duruma sinirlenen Fatih Sultan Mehmed, Karaman Seferi'ne çıkmaya karar verdi. Konya ve Karaman alınarak Osmanlı'ya bağlandı. Karaman halkı İstanbul'a ve çeşitli yerlere göç ettirildiler. Pir Ahmed Bey kaçarak Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a sığındı. Bu olay Osmanlılarla Akkoyunluların arasının açılmasına neden oldu. Osmanlılar Avrupa ve Anadolu'daki topraklarını genişletirken, Akkoyunlular Devleti'de Doğu Anadolu, Kafkasya, İran ve Irak üzerinde hakimiyet kurmuşlardı. Sınırlarını genişleten iki Türk Devleti arasında büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu. Otlukbeli mevkiinde 11 Ağustos 1473'de yapılan savaşta, devrin en kuvvetli savaş tekniğine ve araçlarına sahip olan Osmanlı ordusu, Uzun Hasan'ın kuvvetli süvarilerden kurulmuş olan ordusunu birkaç saatte dağıttı. Bu savaştan sonra Akkoyunlular bir daha kendilerini toparlayamadılar. Fatih Sultan Mehmed, Akkoyunlu tehlikesini bu şekilde engellemiş oldu. Anadolu'da ve Rumeli'de birçok sefer düzenleyip pek çok zafer kazanmıştı.Osmanlı, Doğu Anadolu'ya egemen olmuştur.
Fatih Sultan Mehmet'in Rüyası Fatih Sultan Mehmet bu savaştan bir hafta önce bir rüya görmüştür.Rüyasında Uzun Hasan ile güreş tutmaktalardır.Uzun Hasan ilk Fatih'e güçlü bir hamle yapar,ama Fatih sonunda Uzun Hasan'ı yener.Uzun Hasan yere düşünce öksürür ve ciğerinden bir parça düşer. Savaşta Fatih'in ilk birliklerini Uzun Hasan püskürtür.Ama sonra Uzun Hasan yenilir ve oğlu ölür.Yani ciğerinden bir parça düşer.Yani rüya hemen hemen gerçekleşmiştir.
Çaldıran Savaşı
Çaldıran Savaşı, Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında 23 Ağustos 1514’te, Van’ın 113 km kuzeyinde, bu günkü Çaldıran ilçesi sınırlarında yer alan Çaldıran Ovası'nda yapılan savaş. Savaş Yavuz Sultan Selim’in kesin zaferiyle sonuçlandı.
Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki Osmanlı yönetimden hoşnutsuz olarak Safevi devletine yakınlaşan Türkmenlere ve bunların liderlerine yönelik koruma politikası, Avrupa'da değil fakat doğuda rakip arayan ve kendine hedef olarak diğer iki devleti (Safevi ve Memlük) seçen Yavuz Sultan Selim açısından kabul edilemez bir durumdu. Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında bir savaş kaçınılmaz olmuştu.
Yavuz Sultan Selim 1512’de tahta çıktığında Safevilerin doğudaki etkisine son vermeyi istiyordu. Yavuz Sultan Selim hazırlıklarını tamamladıktan sonra büyük bir orduyla Mart 1514'te Edirne'den yola çıktı. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında ilginç bir mektup düellosunun yaşandığı sefer sırasında Yavuz Sultan Selim mektuplarını Farsça yazmış, Şah İsmail ise Türkçe yanıt vermiştir. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’dan geçerken Safevi yanlısı oldukları gerekçesiyle tahminen 40 bin Türkmeni öldürtmesi[kaynak belirtilmeli], daha sonra Anadolu’da Celali ayaklanmaları biçiminde ortaya çıkan huzursuzlukların önemli etkenlerinden biri oldu. Üç ay sonra Eleşkirt'e vardığında Osmanlı askerleri arasında huzursuzluk başlamıştı. Yavuz, askerlerini yatıştırarak ilerlemeyi sürdürdü ve Şah İsmail komutasındaki Safevi ordusuyla Çaldıran Ovası'nda karşılaştı. Her iki ordu da yaklaşık 80-100 bin askerden oluşuyordu.
Burada yapılan meydan savaşı bir gün boyunca sürdü. Osmanlı ordusu, silah donanımı bakımıdan, özellikle de sahra topçusunun ateş gücü ve yeniçerilerinin tüfek kullanması açısından üstündü. Savaş Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Şah İsmail ön saflarda yer aldığı çarpışmalarda yaralandı ve hazinesi ile ordusunu bırakarak savaş alanından çekildi. Ardından Yavuz Sultan Selim, 6 Eylül 1514'te Safevilerin başkenti Tebriz'e girdi. Yavuz Sultan Selim kışı burada geçirmek istiyordu, ama Bektaşi tarikatına bağlı yeniçeriler arasında huzursuzluk artınca İstanbul'a dönmek zorunda kaldı.
Çaldıran Savaşı'nda yitirdikleri toprakları Safeviler savaşsız geri aldılar. Ama Osmanlılar bu savaşın sonunda, Dulkadıroğulları başta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki beyliklerin egemenliğine son verdiler. Safevilerin Mısır'daki Memlûklarla bağlantılarını kestiler. Bu da Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferini kolaylaştırdı. Osmanlılar ayrıca İpek Yolu'nun denetimi de ele geçirdiler.
Mercidabık Savaşı
Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile yapılan birinci savaştır. 1516'da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapılan savaşı Osmanlılar kazandı. Savaş sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Hanın, Ortadoğu’da hâkimiyetini genişletmesi; Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hakim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri'yi (Kansuh el-Gûrî) harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Savaşı'nda, Yavuz Sultan Selim Hana yenilip kaçan Safevi hükümdarı Şah İsmail ile ittifâk kurdu. Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkilâtı vasıtasıyla Şah İsmail-Kansu Gavri ittifakını öğrenince, Vezîr-i âzam Sinan Paşa'yı, kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşa'nın, Diyarbakır’a giderken, Fırat’ı geçmek için Memlûklar'dan izin isteyip de iznin verilmemesi ve Kansu Gavri’nin elli bin kişilik kuvvetle Halep’e gelmesi, harp sebebi sayıldı. Devrin âlimlerinden Zenbilli Ali Cemâli Efendinin fetvasıyla sefere çıkıldı. Yavuz Sultan Selim Han, dâhiyâne bir siyasetle, Mısır devlet adamlarının bir kısmını ve Suriye ahalisini, kendi safına almaya muvaffak oldu.
Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye Halep’in kuzeyindeki Mercidabık mevkiinde, meydan muharebesi için hazır olması haberini gönderdi. Mercidabık’ta karşılaşan iki ordunun da kuvvetleri eşit miktarlarda olup, altmış bin civarındaydı. Osmanlılar, ateşli silahlar, teşkilat, kumanda heyeti, sevk ve idare bakımından Memlûklardan üstündü. Memlûkların da süvari kuvveti meşhurdu.
24 Ağustos 1516 sabahı, Osmanlı ordusu hilâl şeklinde bir tertibat aldı. Ordunun merkezinde Yavuz Sultan Selim Han olup, yanında Kapıkulu askeri ve önünde birbirine zincirle bağlı üç yüz top bulunuyordu. Sağ kola Anadolu Beylerbeyi Zeynel Paşa, sol kola da Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa kumanda ediyordu. Memlûk ordusunun merkezine, yanında Halife III. Mütevekkil olduğu halde Sultan Kansu Gavri, sağ kola Halep Nâibi Hayırbay, sol kola da Şam Nâibi Sibay kumanda ediyordu. Memlûklarda sultanın orduya, kumandanların da Kansu Gavri’ye itimatsızlığı vardı. Osmanlı topçu ateşiyle başlayan muharebeye, Memlûklar süvari taarruzu ile karşılık verdiler. Muharebe başladıktan iki saat sonra, Memlûklar bozguna uğradı. Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memlûk karargâhı, bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti. Boğucu bir yaz sıcağında meydana gelen muharebeden kurtulan Memlûk askerleri; Halep, Hama, Humus ve Şam’a kaçtı. Takip edilen Memlûk kuvvetlerinden ele geçenler imha edilerek, Kuzey Suriye bütünüyle zaptedildi. Ahalisi Sünnî olan şehirler, Yavuz Sultan Selim Hanı ve Osmanlıları davet ettiler. Suriye şehirleri, kendi rızalarıyla Osmanlı idaresini tercih ettiğinden, ahaliye zarar verilmedi. Memlûk Sultanı Kansu Gavri, savaş meydanında öldü. Abbasî halifesi III. Mütevekkil, muharebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim Han, 28 Ağustos'ta Halep’e 27 Eylülde Şam’a gelerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı.
Mercidabık’ta kazanılan zafer, Osmanlı Devletine dinî, siyasî, askerî, iktisadî pek çok faydalar sağladı. Hilafetin Osmanlı Hanedanına geçme yolu açıldı. Doğuda Osmanlı Devletinin son rakibi Mısır-Memlûk Devleti, ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı hâkimiyetine girdi. Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu’nun zaptedilmesiyle, Anadolu Türk birliği tamamlandı...
Ridaniye Savaşı Ridaniye Savaşı, 1517 yılının Ocak ayında Osmanlı Devleti ile Memlüklüler arasında geçen bir savaşın adıdır. Bu savaşı Yavuz Sultan Selim`in komutasındaki Türk ordusu kazanmıştır. Bunun sonucunda Memlük Devleti tarihe karışmış ve Osmanlı Devleti Mısır'a hakim olmuş ve Halifelik Osmanlılara geçmiştir.Mısır'da ki kutsal emanetler İstanbul'a getirilmiştir.Osmanlı avrupanın en güçlü devleti haline gelmiştir.
Mohaç Savaşı(1526)
Mohaç Savaşı (Macarca: Mohácsi csata) 29 Ağustos 1526' da, Osmanlı Devleti ve Macaristan Krallığı orduları arasında meydana gelen ve Macaristan'ın büyük bölümünün Osmanlı hakimiyetine girmesiyle sonuçlanan savaştır. Savaş, sayıca üstün Osmanlı ordusunun hafif süvarileri (60.000), o zamana kadar Avrupalılar'ın karşılaşmadıkları 300 seyyar top ve etkin tüfek kullanımı sayesinde, Macar ordusunun esas gücü olan ağır süvarilerini kısa sürede kaybetmelerini takiben, ağır bir Macar yenilgisi ile sonuçlanmış, iki saat kadar sürmüştür. Dünyanın en kısa süren meydan muharebesi olduğu söylenmektedir.
Savaş Sebebi Savaş, Habsburglar'la yakınlaşan Macaristan'ı, kendisine yönelik tehdit olarak gören Osmanlı Devleti'nin, bu konudaki endişelerini giderecek taleplerini içeren anlaşma girişimlerinin sonuçsuz kalması üzerine, askeri güç kullanma kararı almasının sonucudur. Osmanlı Devleti Rumeli'ye geçtikten sonra (1357) Macarlar, Katolik dünyasının öncüsü olarak, Osmanlıların karşısına çıktılar; fakat yapılan çatışmalarda yenilgiye uğradılar. Özellikle, iki defa kuşatıldığı halde alınamayan Belgrad'ın Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesi (1521), Macarlara büyük bir darbe oldu, fakat Macar krallığının gücünü kırmadı. Belgrad'ın alınmasından sonra da Macaristan ve Osmanlı Devleti arasında savaşlar devam etti. Sınır beylerinden Yahyapaşaoğlu Bâli Bey, Kanuni Sultan Süleyman'a Drava ve Sava ırmakları arasındaki Macar topraklarının alınmasını teklif etti. Kanuni'nin Macar seferine karar vermesine, Kutsal Roma-Germen imparatoru V. Karl ile Fransa kralı I. François (Fransuva) arasındaki rekabet sebep oldu. I. François'nın Pavia'da V. Karl'a yenilerek esir düşmesi üzerine, François'nın annesi Louise de Savoie, Chancelier Dupart'ın etkisiyle, İstanbul'a elçi göndererek Kanuni'den, oğlunun kurtarılması için yardım istedi. Kanuni, V. Karl'ın gücünü kırmak için bu yardım teklifini olumlu karşıladı; Osmanlılara karşı Eflak ve Boğdan beylikleri ile anlaşan Macarlara savaş açmaya karar verdi.
Savaş Hazırlıkları
Kanuni Sultan Süleyman, 10 Mart 1526'da Rumeli kumandanlarına, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa'ya, Bosna Beylerbeyi'ne ve Kırım Hanı'na sefere hazırlanmaları için emir verdi. Sefere Kapıkulu Askerleri, Şam ve Mısır askerleri de katıldı. Kanuni 23 Nisan 1526'da 100.000 kişilik ordu ve 300 top ile sefere çıktı. Rumeli beylerinin kuvvetleri de bu orduya katıldı. Yolda Petervaradin, Ujlak, Eszek kaleleri fethedildi. Eszek kalesinde, seferin hedefinin Budin olduğu orduya bildirildi. Drava Nehri aşıldı ve ordu Mohaç Ovası'na yaklaşıldı. Macar ordusu, Osmanlı ordusunu karşılamak üzere, Mohaç ovasına ordugâh kurdu. Ordunun başında, Macaristan kralı II. Lajos vardı. Macar kralı, Erdel voyvodası János Szapolyai'ye en kısa zamanda kendisine katılmasını bildirmişti. Fakat, 30.000 kişiyle yola çıkan Erdel voyvodasının, kralı kıskandığı için savaşa katılmaktan vazgeçtiği iddia edilmektedir.
II. Lajos26 Ağustos'ta her iki taraf savaş için hazırlıklarını bitirmişti. Osmanlı ordusunun 5 bin kişiden oluşan öncü kuvvetinin başında Yahyapaşaoğlu Bâli Bey vardi. Onu Rumeli askerleri ve 150 top ile Sadrazam İbrahim Paşa takip ediyordu. Sadrazamın gerisinde de Anadolu askeri ve geri kalan toplarla Behram Paşa bulunuyordu. Daha sonra muhafızlar, yeniçeriler ve süvari alayları ile Türk ordularının başkumandanı Kanunî Sultan Süleyman geliyordu. Artçı vazifesi gören Bosna süvarisinin başında Hüsrev Bey vardı. Bu düzende Mohaç'a giren Türk ordusu, ovanın güneybatı yamaçlarını hâkimiyeti altına aldı. Kanuni Sultan Süleyman, çevreye gönderdiği akıncılarla, Macar ordusunun yardım almasını önledi.
Savaşın Gelişmesi Osmanlı ordusu, 28 Ağustos 1526'da Mohaç ovasına geldi. Başta Kanunî, veziriâzam İbrahim Paşa olmak üzere ordunun bütün kumandanlarıyla, eski ve tecrübeli askerlerinin katıldığı bir savaş meclisi toplandı ve ertesi gün yapılacak savaşın planları tartışıldı. Bu meclise eski savaşları görmüş tecrübeli ve bilgili kumandanlar da çağrılmıştı. Bu tecrübeli kumandanlardan biri olan ve düşman kuvveti hakkında bilgisi bulunan Yahyapaşaoğlu Bâli Bey, birbirlerine zincirlerle bağlı zırhlı Macar süvarilerinin çok tehlikeli olduğunu ve kitle halinde saldırının sakıncalı olacağını, düşmanın yan ve gerilerine yapılacak saldırıların daha çok yarar sağlayacağını söyledi; teklifi, padişah ve mecliste hazır bulunanlarca kabul edildi. Hazırlanan plana göre ordu batıdaki tepelerin gerisinde hazırlanacaktı. Macar zırhlı süvarisinin hücumunu kırmak için bir topçu hattının kurulmasına da karar verildi. Düşmana hücum edilmeyip onun hücum etmesi beklenecek, düşman hücum edince de kıtalar hafifçe geriye ve yanlara kaydırılacaktı. Macarlar bütün kuvvetlerini merkeze yönelttikleri ve içeri girdikleri zaman, birden kanatlarına hücum edilecek ve o zamana kadar sol kanat açığında tutulacak süvari kıtaları ile düşmanın geriside çevrilerek imha edilecekti.
Macar ordusunun planı ise şöyle idi: Savaş, Nagynyárád ve Kölked köyleri arasındakı arazide olacaktı. Sol kanat Tuna'ya dayanacak, sağ kanat ise mümkün oldugu kadar uzatılacaktı. Birinci hat bütün gücüyle Osmanlı ordusunun merkezine atılacak ve Osmanlıların birinci hattı ne pahasına olursa olsun püskürtülecekti. Bundan sonra çekilmeye mecbur bırakılan Osmanlı kuvvetlerini zırhlı süvariler takip ederek ezecek, imha edecekti.
Mohaç ovasının bir yanı bataklık (Karasu bataklığı), öteki yanı tepelikti. Kanunî, ovanın en yüksek tepesini tutmuştu. Buraya daha sonra "Türk Tepesi" veya "Hünkar Tepesi" adı verilecekti. Osmanlı ordusu, Bâli Bey'in teklifi üzerine, arka arkaya üç saf hâlinde düzene girdi. Ön safta veziriâzam İbrahim Paşa kumandasında Rumeli askeri, ikinci safta Behram Paşa kumandasında Anadolu askeri, üçüncü safta ise yeniçerilerle padişah bulunuyordu. Savaş planı gereğince, Macar saldırısı beklenecek, saldırılar Türk ordusunun merkezine yönelince, Türk kuvvetleri yanlara doğru açılarak, Macar süvarisini topların karşısında bırakacaktı.
Macar ordusu, 29 Ağustos'ta saldırıya karar verdi. Günlerden beri şiddetlenip yavaşlayarak yağan yağmur o gün bir fırtına halini almıştı. Macarlar bu havada Türkler'in savaşı başlatamayacaklarını düşündüler. Ama Bâli Bey'in keşif kollarını görünce Türk ordusunun savaş için hazır duruma geçtiğini anladılar ve hemen çatışmaya hazır duruma geçtiler. Aynı gün (29 Ağustos) Osmanlı ordusu topluca sabah namazı kıldı. Bu sırada düşman sancaklarının göründüğü haberi geldi. Bunun üzerine Kanunî kendi sancaklarını açtırdı, zırhlılarını giydi ve askere kısa, özlü bir hitapta bulundu ve dua etti. Süvariler duaya yeminleriyle karşılık verdiler. Veziriazam da kahramanlik göstereceklere büyük ödüller vaadetti ve ilk safta vurusmak üzere Rumeli askerinin basina geçti. Fakat saatler geçtigi halde çarpisma baslamiyordu. Kanunî, plan geregince önce düsmanin saldirmasini beklemekteydi. İkindi vakti Macar zırhlı süvarileri hızla ileri atıldılar, olanca güçleriyle Osmanlı birinci hattına yüklendiler ve Türk ordusunun içine girdiler. Bu andan itibaren Osmanlı planı titizlikle uygulandı: İbrahim Paşa kuvvetleri sağ ve sol kanada açılarak geriledi. Bu gerilemeyi bozgun zanneden Macar kralı II. Lajos, ikinci hattaki kuvvetlerini de hücuma geçirdi. Fakat Macar ordusu Rumeli askerinin yanlara çekilmesiyle karşılarına Anadolu askerinin çıktığını gördü. Bu hattı yarmaya basladiklari zaman ise yeniçerilerin direnişi ile karşılaşmış ve az sonra da topların menziline girmişlerdi. Yine plan gereğince Bâli ve Hüsrev beyler, akıncı birlikleriyle Macar ordusunu yandan çevirmeye başladılar. Aynı anda 300 top birden ateşlendi. Aynı zamanda sağa ve sola açılan Osmanlı piyadesi karşı hücuma geçmiş, Macar birliklerini çembere almıştı.
Macar şövalyelerinden 32'si, Osmanlı padişahını ölü veya diri ele geçirmek ve böylece zaferi kazanmak için harekete geçtiler ve Osmanlı ordusu merkezine kadar yaklastilar. Fakat Kanuni'nin bulundugu yere ancak üç tanesi ulasabildi. Kanuni bu üç sövalye ile tek başına mücadele ederek öldürdü. Bu arada kendisi de birçok darbe almıştı fakat üzerindeki zırh sayesinde hayatta kalabilmişti.
Savaşın başlamasından bir buçuk saat sonra Macar ordusu iki taraftan sarılmış durumdaydı. Kıskacı yarmaya çalıştıkları zaman başarısızlığa uğradılar ve bataklık tarafına sürüklendiler. Başkumandan Pál Tomori ve kral, Macar ordusunun yönetimini kaybetmiş durumdaydı. Osmanlı topları Macar ordusunun sağ ve sol kollarını karıştırdıktan sonra merkez birliklerini de dağıtmıştı. Bunlar takip edildi. Basta başkumandan Pál Tomori olmak üzere 25 bin Macar askeri öldürüldü. Kral II. Lajos ile birçok Macar asilzadesi ve kumandanı, Karasu bataklığında boğuldu.
Sonuçları
Çatışma sonrasında, savaşın kesin sonucu aksamdan evvel alinmis olmasina ragmen padisah, gece yarisina kadar kimsenin yerini terketmemesini tellallar aracılığı ile emretti. Ertesi gün (30 Ağustos) erguvan renkli otağı hümayunda tahtına oturan padişah tebrikleri kabul etti. Kumandanlara derecelerine göre hediyeler dagitildi. Askerler ödüllendirildi. Savaş meydanı ölülerden temizlendi. İstanbul, Bursa, Şam, Kahire, Diyarbakir, Halep, Edirne, Eflak ve Boğdan'a zafernameler yazildi. Padisah annesi Hafsa Sultan'a bizzat yazdığı mektupla zaferini bildirdi.
Kanunî 3 Eylül'e kadar Mohaç'ta kaldi. 3 Eylül'de yola çıkıldı ve 10 Eylül'de Macaristan'in baskenti Budin (Buda) sehrinin önüne gelindi. Başta kraliçe Maria olmak üzere soylular, devlet adamları ve Macar halk kaçtığı için, şehirde yalnızca Yahudiler kalmıştı. Yahudilerin başkanı Salamon'un başında bulunduğu bir heyet, Foeldward kasabasında, Budin kalesinin anahtarlarını Kanunî Sultan Süleyman Han'a teslim etti. Kanunî ertesi gün büyük bir törenle Budin'e girdi. Kanunî Budin'de iken Osmanlı birlikleri Macaristan'in geri kalan önemli kalelerini ele geçirdi. Kanuni Budin'de on gün kaldıktan sonra Peşte'ye geçti. (Buda ve Peşte 1873 yılında birleşerek Budapeşte adını almıştır). Daha sonra Kanunî Belgrad-Sofya ve Edirne Üzerinden İstanbul'a döndü.
İki saat kadar süren Mohaç Savaşı, Papalık tarafından o günkü Osmanlı akınlarına karşı son kalkan olarak görülen Macaristan'ın büyük bir kesiminin Osmanlı hakimiyeti altına girmesi açısından önemlidir. Bu şekilde, II. Viyana Kuşatması'na kadar, Orta Avrupa ve Balkanlar'daki Osmanlı varlığı yerleşiklik kazanmıştır.
Savaşta Macar kralı II. Lajos'un öldürülmesi üzerine Macar tahtı vârissiz kalmıştı. Székesfehérvár'da (Osmanlı döneminde İstolni Belgrad) toplanan Macar dieti (asiller meclisi) Erdel voyvodası János Szapolyai'yi Macar kralı seçti. Macar asillerinin bir kısmının bu durumu kabullenmeyerek Habsburg hanedanından Avusturya arşidükü Ferdinand'ı kral seçmeleri, 1528'de Szapolyai'nin Osmanlı Devletinden yardım istemesine neden olacak ve ilerleyen yıllarda yaşanacak olan Avusturya-Osmanlı savaşlarına ve I. Viyana Kuşatması'na yol açacaktı.
Mohaç Savaşı (1687) İkinci Mohaç Savaşı, 12 Ağustos 1687'de Osmanlı ordusu ile Habsburg ordusu arasında, Mohaç yerleşkesinin 24 kilometre güneybatısındaki bölgede yapılan ve Habsburg zaferiyle sonuçlanan bir savaştır.
Osmanlı kuvvetlerinin ağır yenilgisi üzerine Osmanlı ordusu padişahın devlet işleriyle ilgilenmediği gerekçesiyle cepheyi bırakıp İstanbul'a yürümeye başladı (5 Eylül). Askerler önce Sadrazam Sarı Süleyman Paşa'yı öldürmek istedi.Süleyman Paşa İstanbul'a kaçtı, ordu vekilliğine ise Halep Beylerbeyi Siyavuş Paşa getirildi. İstanbul tarafından Siyavuş Paşa sadrazam yapılıp, Süleyman Paşa azledilse de bu askerin yürüyüşüne mani olamadı.
8 Kasım günü İstanbul önlerine gelen askerler "Avcı" lakaplı sultan IV. Mehmet'i tahttan indirip ve yerine II. Süleyman'ı geçirdiler. Bu arada Avusturya (Habsburg) orduları, Osmanlı ordusunun bıraktığı boşluktan yararlanarak Kanije hariç Güney Macaristan'ı ve Erdel'i ele geçirdi.
Belgrad'ın fethi Macaristanın ve Orta Avrupanın giriş kapısı konumunda ki Belgrat daha önce 2. Mehmet döneminde kuşatılmış ama alınamamıştı. Fatih Sultan Mehmet döneminde Belgrad hariç bütün Sırbistan fethedilmişti. Sırplar ellerindeki tek kale olan Belgrad'ı koruyamayacaklarını düşünerek burayı Macar'lara bıraktılar. Ancak Osmanlılar'la Macarların arası iyi değildi. Macarlar, Osmanlılara karşı kurulan Haçlı birliğine katılıyor, Balkan uluslarını Osmanlılar'a karşı kışkırtıyor ve fırsat buldukça Türk topraklarına saldırıyorlardı.Kanuni Sultan Süleyman padişah olduğunda Macarlar onu tebrik etmemişler ve vergiyi göndermemişlerdi.
Macar Kralı II. Lajos'a gönderilen Osmanlı elçisi de öldürülünce Macarlar'la savaş kaçınılmaz oldu. Donanma Tuna nehri yoluyla, Kanuni'de karadan büyük bir ordu ile Belgrad önlerine geldi. Böylece şehir karadan ve nehirden kuşatıldı (1521). Kale komutanı şehri teslim etmek zorunda kaldı. Belgrad 'ın alınmasıyla, Avrupa'ya yapılan seferlerde önemli bir üs edinildi. Kanuni şehrin en büyük kilisesini cami yaptı.Böylece Osmanlı topraklarını iyice genişletmiş oldu.
Preveze Deniz Savaşı Preveze Deniz Savaşı, (27 Eylül 1538) Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasını Adriyatik Denizi'ndeki Preveze Kalesi (Preveze) önünde yendiği bir deniz savaşıdır.Savaş sonunda Akdeniz'deki askeri üstünlük Osmanlılara geçmiştir.
Osmanlı donanması, Barbaros Hayreddin Paşa'nın 1533'te kaptan-ı deryalığa atanmasına değin Akdeniz'de önemli bir varlık gösterememişti. 1538'de Ege'deki bir dizi adanın Venediklilerden alınması, Akdeniz'de ticari ve askeri çıkarları bulunan Avrupa devletlerini harekete geçirdi. Venedik, İspanya, Portekiz, Malta ve Papalık donanmalarından büyük bir haçlı donanması oluşturuldu ve Amiral Andrea Doria'nın komutasına verildi. Osmanlılara ait Preveze kalesi'ni kuşatan Andrea Doria, Osmanlı donanmasının gelmesi üzerine Venedik egemenliğindeki Korfu'ya çekildi.Osmanlı donanması da 24 Eylül'de Arta Körfezine girdi. Ertesi gün Andrea Doria'nın komutasındaki Haçlı donanması Preveze'nin 2 mil kadar açığında demirledi. Osmanlı donanmasını 27 Eylül'de körfezden çıkaran Barbaros, daha üstün olan Haçlı donanmasını önce açık denizde savaşmaya zorladı.Andrea Doria Barbaros'un Akdenizdeki bütün Osmanlı donanmasını getirtmek için başta oyalama savaşı vereceğini sanıyordu çünkü Barbaros'un kendilerine oranla 3 te 1 lik bir donanmayla savaşacagını tahmin etmiyordu. Beklenmedik bu saldırı karşısında önce Santa Maura'ya çekilen Andrea Doria, 28 Eylül gecesi rüzgarın elverişli olmasından faydalanarak bir karşı saldırıya girişti.Savaşın iyice yoğunlaştığı sırada, rüzgarın durmasıyla çekdiri türü gemilerden oluşan Osmanlı donanması üstünlük sağladı. Böylece Haçlı donanmasının çok sayıda refakat ve savaş gemisi çevirme harekatlarıyla batırıldı. Büyük kayıplar veren Andrea Doria gece karanlığından yararlanarak savaş alanından uzaklaştı. Haçlı donanmasını izleyen Osmanlı donanması daha sonra Preveze önlerine döndü.Kanuni Barbarosa büyük ödüller vermiş ve kaptanıderyalığı bahşetmiştir..
Papalık , Venedik , Ceneviz, Portekiz , İspanya, Malta, Avusturya’nın oluşturduğu 600 parçalık donanmaya karşı Osmanlı donanması sadece 120 çektiriden oluşmuştu. Barbaros Hayrettin Paşa, Tunus’u alarak üs olarak kullanmıştır.Bundan rahatsız olan Şarlken , Tunus hükümdarının yardım çağrısı üzerine Andrea Doria komutasındaki haçlı donanmasını hazırlatmıştır. Bu donanma ile Tunus’u geri almıştır. Bunun üzerine Mora yakınlarındaki Preveze körfezinde iki ordu karşılaştı.Çektirilerin hız ve çevikliğinden yararlanan Barbaros Hayrettin Paşa, Haçlıları yenerek Mora ve Dalmaçya kıyılarındaki kaleleri fethetmiştir.
Ilk milli Savaş Gemimiz "Preveze Deniz Zaferimizin" 470. yılında denize indi!
İnebahtı Deniz Savaşı İnebahtı Deniz Savaşı ya da batılı kaynaklarda Lepanto, (7 Ekim 1571). Osmanlı - Haçlı donanmaları arasında, Korint Körfezi'nde, İnebahtı yakınlarında yapılan deniz savaşıdır. Osmanlı kaynakları, bu savaşın adını "Sıngın" olarak yazar.Haçlılara karşı yapılan bir savaştır.Osmanlı yenilmiştir.
O dönemde Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Ada Venedik elinde bulunuyor, adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hristiyan korsanlar sık sık ticaret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs'ın, vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs'ın önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa, zorlu mücadelelerden sonra zaptedildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs, beylerbeylik haline getirildi (1570-1571).
Osmanlılar'ın Kıbrıs adasını almaları, Avrupa'da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa, İspanya kralı ve Venedik dukası, Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imza ile de onayladılar (15 Mayıs 1571). Kutsal ittifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar, gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvanı'nda, bu tarihlerde, bazı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri durduruyor, Donanmayı Hümayun amiralliğinin, Preveze'den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda Dîvan, Avrupa karşısına güçlü bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak Dîvandaki anlaşmazlık yüzünden, Osmanlı donanmasının başına, bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzade Ali Paşa getirildi. İstanbul'a gelen ikinci bir haber, Türk sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi. Sokollu, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa'ya verdi.
Osmanlı donanmasında bir vezir, dört paşa, 15 beylerbeyi vardı. Ayrıca Uluç Ali Paşa, Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi ünlü Türk denizcileri de bulunuyordu.
Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına, V. Karl'ın evlilik dışı oğlu, Hollanda genel valisi Don Juan (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero, Cenevizlilerinkinde Giovanni - Andrea Doria, Papalık donanmasında da dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa'nın en ünlü prens, asilzâde, amiral ve generalleri Haçlı donanmasında görev almıştı.
Müezzinzade Ali Paşa ile Pertev Paşa'nın yanlış tutumları, ünlü Türk denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu, ancak, yapılan tartışmalar sonunda Kaptan-ı Deryanın görüşü uygulandı.
İki donanma, dünya tarihinin en büyük savaşlarından birine başladı. Türk donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu, 20 bin Türk askeri şehid oldu. Ölenler arasında, Müezzinzade Ali Paşa başta olmak üzere birçok Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada, yalnız Uluç Ali Paşa'nın kumandasındaki Türk sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Türk gemisinden kurulu olan bu cenah, gemilerini kaybetmedi, Haçlı sağ cenahını bozarak, savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa, bu başarısından sonra Kaptan-ı Deryalığa getirildi ve "Kılıç Ali Paşa" diye anıldı.
Sokollu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa'ya, Sokullu; "Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al" demiştir ki, Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa, gönderilen Venedik elçisine de, İnebahtı Deniz Savaşıyla ilgili olarak "Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı'da bizi yenmekle, sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar" diye cevap vermiştir.
Bununla beraber, İnebahtı faciasından sonra, kaybedilen binlerce denizciyi yerine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz leventlerden teşkil edilen yeni donanma, devlete Akdeniz'deki eski kudretini kazandıramamıştır. Artık, Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret yollarını hakimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projelere de tevessül edilememiştir.
I. Viyana Kuşatması I. Viyana Kuşatması, 27 Eylül-16 Ekim 1529 tarihlerinde Avusturya Arşidüklüğü'nün başkenti Viyana'nın Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından kuşatılmasıdır. Başarısız olan kuşatma sonucunda kale alınamamış ve Osmanlı ordusu İstanbul'a geri dönmüştür.
Kuşatmanın nedenleri Mohaç Savaşı (1526) sonrasında Budin'in Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesinin ardından, savaşa katılmamış olan Erdel voyvodası János Szapolyai Macar kralı olarak taç giymişti. Kanunî Sultan Süleyman 16 Ekim 1526'da Macaristan tacını Szapolyai'ye veren târihî fermanını imzaladi. Mohaç Savaşı öncesinde kral II. Lajos dolayısıyla Macaristan ile bağlantılı olan, ancak savaş sonrasında Osmanlı ordularının girmedigi Bohemya, Moravya, Slovakya ve Silezya gibi ülke ve bölgeler ise, II. Lajos'un karısının ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken'in kardesi olan Avusturya arşidükü Ferdinand'da kaldi. Kanunî Sultan Süleyman İstanbul'a döndükten sonra harekete geçen Ferdinand, Pressburg'da Osmanlilara karsi olan asillerden tesekkül ettirilmis bir diet meclisi toplayarak kendini Macaristan ve Bohemya kralı ilan ettirdi. Bu olay, Macaristan'da egemenlik için Osmanlı-Avusturya rekabetini başlattı. Kanunî Sultan Süleyman, Mohaç zaferi sonrasında fethedilen geniş Macar topraklarının Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ile bağlantılı bir hükümdarın eline geçmesine müsâde edemezdi. Bu durum, bölgedeki güçler dengesinin Osmanlı Devleti aleyhine bozulmasına yol açabilirdi.
Ağabeyi Habsburg İmparatoru Şarlken'in de desteğini alan Ferdinand, Osmanlı ordusu geri döndükten sonra saldırıya geçti ve Tokaj meydan muharebesinde Szapolyai'yi yenerek Budin'i ele geçirdi. Lehistan'a kaçan Szapolyai Osmanlı Devleti'nden yardım istedi. Kanunî Sultan Süleyman sefer hazırlıklarıyla meşgulken, Macaristan'dan fethedilen arazinin geri verilmesi karşılığında barış yapmak isteğiyle Ferdinand'in elçileri geldi. Fakat Habsburgları Macaristan'dan çıkarmak, Ferdinand'a gözdağı vermek, Habsburg ordusunu yakalayıp yok etmeyi amaçlayan Kanunî Sultan Süleyman, o zamanın âdetleri gereği elçileri tevkif ettirdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra serbest bırakıp savaş için yola çıktığı haberiyle Ferdinand'a gönderdi.
10 Mayıs 1529'da İstanbul'dan yola çıkan Kanuni Sultan Süleyman 20 Haziran'da Sofya'ya ve 18 Agustos'da Mohaç ovasına ulastı. Szapolyai de 6000 Macar askeri ile orduya katıldı ve burada padişahın elini öptü. Eylül'de Budin'i kuşatan Kanuni Sultan Süleyman, teslim teklifinin reddedilmesi üzerine şiddetli bir muhasara savaşına başladı. 8 Eylül'de Budin kalesinin kapılarından biri ele geçirilip genel hücum başlatılınca, ümit kalmadığını anlayan müdâfiler, hayatlarina dokunulmamak şartıyla kaleyi teslim ettiler. Kısa zamanda gösterilen bu muvaffakiyet karsisinda, Osmanli hâkimiyetine daha fazla karşı duramayacağını anlayan Bogdan voyvodasi IV. Petru Rareş de ordugâha gelerek bir tâbiiyyet antlaşması imzaladı. Elbasan sancakbeyi Hasan Bey'i Budin'de muhafız bırakan Kanunî, 12 Eylül'de Macar taht şehrinden ayrılıp Viyana üzerine yürüdü. Bu arada Ferdinand'in adamları tarafından kaçırılmak üzereyken İzvornik sancakbeyi Sultanzâde Bâli Bey'in ele geçirdigi Macar kraliyet tacı, yeniçeri sekbanbaşısı tarafından Szapolyai'ye giydirildi.
Budin kalesinin fethinden sonra Osmanlı ordusu Avusturya üzerine yürüdü. Kanuni'nin esas amacı şehri fethetmek değil, Avusturya'ya gözdağı vermekti.
Kuşatma Kanunî Sultan Süleyman, 22 Eylül'de Avusturya sınırını geçti. Ertesi gün Bâli Bey'in kardeşi Semendire sancakbeyi Sultanzâde Mehmed Bey, Alman öncü kuvvetlerinin büyük bir kısmını Viyana'nin on bes kilometre güneydogusundaki Bruck kasabasi yakınlarinda imha etti. Esir edilen Alman kuvvetleri komutani Christophe Von Zedlitz ve alti general Sultan'a gönderildi. 27 Eylül'de Viyana önlerine gelen ordu-yi hümâyûn, Avusturya Arşidüklüğü'nün başkentini muhasaraya başladı.
Kanunî Sultan Süleyman, 120.000 (Türkleri, Sırplar, Rumenler) kisilik bir orduyla Budin'den ayrilip Viyana üzerine yürüdügü haberi duyulunca, sâdece Avusturya ve Almanya'da degil, bütün Avrupa'da bir korku baslamis, Osmanlı ilerlemesi karşısında, o sırada had safhada olan mezhep mücâdeleleri bile bir tarafa bırakılarak, Viyana'ya yardım seferi başlatılmış ve Avrupa'nin her yerinden muhtelif milletlere mensup yardım kuvveti gelmeye baslamıştı. Muhâsaradan biraz evvel bu kuvvetlerin büyük bir kismi kaleye yerleşmisti. Ferdinand şehri terkederek kaçmış, yerine ihtiyar ve tecrübeli bir asker olan Kont Nicolos Von Salm'i kale komutanı olarak bırakmıştı. Müdâfaa hazırlıklarına baslayan Kont Salm de, Türk ordusu gelmeden Viyana yakinlarindaki mahalleleri tamamen yakıp yıkmış, birinci istihkâm hattindan yirmi adim içerde ikinci bir istihkâm insâ etmiş, Tuna sahillerine kazıklar diktirerek müdâfaa için gerekli tedbirleri almıştı. Osmanli humbaracılarinin yakıcı te'sirlerinden korunmak için evlerin ahsap çatılarını yıktırmış, top güllelerinin tesirini azaltmak için de, sokakların kaldırımlarını söktürmüştü. Ayrica iki ay yetecek kadar erzak temin edip, şehirdeki sivil halkı dışarı çıkarmıştı.
Kanunî Sultan Süleyman, Viyana'ya gelirken hiç bir zaman kaleyi alma gayesini gütmemis, istedigi zaman bunu gerçeklestirebilecegini göstererek göz dağı vermek istemişti. Üstelik yeni fethedilmis olan Macaristan'da idare tam olarak yerleşiklik kazanmadan Viyana'nin da alinip askerin çok genis bir alana yayilmasi, stratejik bakımdan hatalı olurdu. Kışın yaklaşmasina ve kale çevresinin yoğun yağmurlar sebebiyle bataklık hâline gelmiş olmasına aldırmadan kaleyi kuşatmıştı.
Kaleyi muhasaraya baslayan Kanunî Sultan Süleyman, on yedi gün boyunca döverek, şehrin surlarını iyice tahrip etmisti. Bu sırada bir Osmanli güllesinin isâbetiyle kale komutani Kont Salm de öldürülmüstü. Bununla birlikte kuşatma uzuyor; kış aylarının tahrip edici etkisi ve beklenen top mühimmatının gecikmesi Osmanlı ordusu için kuşatma şartlarını zorlaştırıyordu. Çevreden aldigi istihbaratlar sonunda Viyana'ya yüzelli kilometre uzaktaki Linz'de bir Alman ordusunun toplandığı anlaşılınca, Kanunî, orduya muhasarayi kaldırma emrini verdi. Aynı zamanda çesitli beyler kumandasındaki akınci kuvvetlerini akına göndererek, Avusturya, Güney Almanya (Bavyera), Moravya, Bohemya, Yukarı Macaristan (şimdiki Slovakya), Silezya ve Slovenya gibi Habsburg'lara bağlı ülkelerde saldırılar düzenletti. 16 Ekim'de Viyana önlerinden hareket eden ordu-yı hümâyûn, 25 Ekim'de Budin'e, 16 Aralık'ta da İstanbul'a döndü.
II. Viyana Kuşatması II. Viyana Kuşatması, 1683 yılında IV. Mehmet devrinde Osmanlı Devleti'nin Viyana'yı kuşatması ile gerçekleşti. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında yapılan savaşların en uzun süreni bu kuşatması ile başladı.
Başlangıç Avusturya, yönetimi altındaki Macarlara iyi davranmıyor, onları ağır vergilerle eziyordu. Ayrıca mezhep hürriyeti de tanımıyordu. Macarlar, baskılara daha fazla dayanamayınca Tökeli İmre'nin başkanlığında ayaklandılar. Kendi güçleriyle başarılı olamayacaklarını anladıklarından Osmanlılardan yardım istediler.
Politik nedenlerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllardır Macaristan'da ve Avusturya'da Katolik olmayan azınlığa yardımda bulunuyordu.Osmanlılar zaten Tökeli İmre'yi yukarı Macaristan'ın kralı olarak tanıyorlardı. Henüz kuşatmadan önce Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburg arasında Vasvar Barışı'nın bir sonucu olarak yirmi yıllık bir sözleşmesi vardı.
1681 ve 1682'de Tökeli İmre ile Habsburg'lar arasındaki sınır çatışması şiddetini artırdı.Habsburg kuvvetlerinin merkezi Macaristan içlerine tecavüz etmeleri, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'ya Osmanlı ordusunu sefere çıkarmak için IV.Mehmet ve divanını ikna etmek için önemli bir gerekçe oldu. IV.Mehmet, Kara Mustafa Paşa'yı Yanıkkale'ye olduğu kadar ve Komaran kalelerine (ikisi de Kuzeybatı Macaristan'da) operasyon yapmaya ve onları kuşatmaya izin verdi.Osmanlı ordusu 21 Ocak 1682 de seferber edildi ve 6 Ağustos 1682 de savaş ilan edildi.
Hazırlıklar Viyana, Doğu Akdeniz-Almanya ticaret yolu üzerinde oluşu, Tuna üzerinde iç kontrol noktası olması gibi nedenler yüzünden Osmanlı İmparatorluğu'nun stratejik hedeflerinin tam ortasındaydı. Kuşatma için büyük hazırlıklar yapıldı; Avusturya 'ya ve lojistik merkezlere giden yollar tamir edildi ve yenileri inşa edildi.Cephane, mühimmat, top ve diğer kaynaklar imparatorluğun her yanından bu lojistik merkezlere ve Balkanlar'ın içlerine göderilmesi yapıldı.
Lojistik zamanı, Ağustos ve Eylül 1682 de bir istilaya başlamanın mümkün olmadığını ifade ediyordu. Üç aylık bir seferde Osmanlılar kışın Viyana'da olacaklardı. Ama seferin başlaması ve hazırlanması için gereken 15 aylık bir sürede de Habsburglar hazırlancak ve diğer Avrupa krallıklarına yardım için başvuracaklardı. Nitekim kış süresinde Habsgurg'lular ve Lehistan bir antlaşma imzaladılar. Antlaşmaya göre Osmanlılar Krakow'a saldırırlarsa Habsburg kuvvetleri Polonya'ya yardıma gelecekti, karşılık olarak da Leh ordusu Viyana'ya bir saldırı olursa yardıma gelecekti.
İlkbaharda Mayıs'ın erken zamanında Osmanlı ordusu Belgrad' a ulaştı.Daha sonra Viyana şehrine doğru hareket etti. 7 Temmuz'da 40.000 Tatar kuvveti Viyana'nın 40 km doğusuna vardı. Kuşatma süresince Habsburg imparatoru I. Leopold 80 bin Viyanalı ile şehirden kaçtı ve Linz'e yerleşti. Lehistan kralı Sobieski de 1683 yazında antlaşmadaki yükümlülüğünü yerine getirmek için bir yardım sevkiyatı hazırlıyordu.
Kuşatma Osmanlı ordusu 14 Temmuz'da Viyana'yı kuşattı.Artakalan 11.000 askerin, 5.000 sivil ve gönüllünün lideri Graf Ernst Rüdiger von Starhemberg teslim olmayı reddediyordu. Viyanalı'lar şehrin etrafındaki evleri ve duvarları tahrip ettiler,yıkıntıları temizlediler ve boş bir alan bıraktılar.Kara Mustafa Paşa bu problemi kuvvetlerine şehre doğruca giden hendek kazmalarını emrederek çözdü.
Temel çökertmede Osmanlılar barutu kullanmada usta idiler.Lağımcılar şehir duvarları altında tüneller kazıp, surların altına dinamit yerleştirerek korunakları çökertiyordu.
Osmanlılar zamanı hesaba almadılar, mamafih zaman onların tarafında değildi.Bu noktadaki gevşeklikleri,savaşın ilanından sonra ordularını kombine edip ilerlememeleri; yardım kuvvetlerinin ulaşmasına izin verdi.Tarihçiler spekülasyonlarında Kara Mustafa Paşa'nın şehri zenginlikleri ve bozulmamış haliyle ele geçirmek istediğini söylerler.
Viyana'ya ise her anlamda yiyecek desteği kesilmişti. Garnizon ve sivil gönüllüler aşırı kayıplara katlanıyordu.
Kışla hizmeti öyle bir problem haline geldi ki Graf Ernst Rudiger von Starhamberg herhangi bir asker nöbette uykuda bulunursa öldürüleceği emrini verdi.Ümitsizlik gittikçe artıyordu.Bu sırada Lorraine dükü V. Charles komutası altında olan imparatorluk kuvvetleri, Macar Tökeli İmre ile Viyana'nın 5 km kuzeydoğusunda, Bisamberg'de çarpışıyorlardı.
Sonuçlar
Viyana bozgununun sorumluluğunu taşıyan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edildi. Padişah daha sonra düşünüp yapmış olduğu başarılı hizmetlerden dolayı Kara Mustafa Paşa'nın başının kesilmesini geri almak istemiş ve ikinci bir emirle affedilmesini emretmiştir. Fakat ikinci emir ulaşana kadar görev verilen ulaklar paşayı idam etmişlerdi. Kesilip gömülen başının üzerine seng-i ibret (ibret taşı) konuldu.
Osmanlının bu hezimeti Avrupa'da büyük sevinçle karşılandı. Artık Osmanlıların yenilmez olmadıklarını gören Avrupa, karşı hücuma kalkmaya başladı. Ps*kolojik savaş olarak ta Osmanlı üzerinde büyük bir kayıp, Avrupalılarda ise büyük bir kazanç olarak değerlendirildi. Bu savaş sonucunda Osmanlının gerileme devrine girdiği kabul edilmektedir.
Kuşatma sonrası kurulan Kutsal İttifak Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları'na neden oldu.
Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları (1683-1699), Osmanlılar'ın II. Viyana Kuşatması'nda başarısızlığa uğramasından cesaret alan bir grup Avrupa ülkesinin Kutsal İttifak adı altında birleşip Osmanlılar'a karşı giriştikleri, ve bu ülkelerin Macaristan ile Dalmaçya'da hâkimiyet kurup Balkanlar'daki Osmanlı hâkimiyetine büyük darbe vurmaları ile sonuçlanmış savaşlar dizisidir. Osmanlı tarihinde Felaket Seneleri diye de geçer, yabancı kaynaklarda ise genelde Büyük Türk Savaşları olarak bahsedilir.[1]
Savaşın nedenleri
Kanuni Sultan Süleyman'ın 1526 yılında Mohaç Savaşı'nı kazanarak Macar Krallığı'nı yıkmasından sonra Macaristan'ın büyük bir bölümü 150 yılı aşkın bir süreyle Osmanlı Devleti'nin elinde kalmıştı. Macaristan'ın geri kalan bölümü ise Habsburglu Avusturya İmparatorluğu'nun elindeydi. Katolik Avusturyalılar kendi yönetimleri altındaki Protestan Macarları Katolikleştirme siyaseti güdüyorlardı. Avusturya'daki Protestan Macarlar Tökeli İmre liderliğinde ayaklandılar, bazı bölgeleri ellerine geçirerek Orta Macaristan'da bir krallık kurdular. Tökeli İmre defalarca Osmanlılar'dan yardım istedi fakat isteği kabul edilmedi. Sonunda Avusturya'yı yenerek şöhret kazanmak isteyen Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, IV. Mehmet'i Tökeli İmre'nin yardım isteğini kabul etmeye ve Avusturya'ya savaş açmaya ikna etti.
Kutsal İttifak'ın kurulması Papa XI. İnnocentius, ısrarlı çabalarıyla Lehistan kralı III. Jan Sobieski'yi Viyana'nın yardımına koşmaya ikna edenlerin başında geliyordu. Osmanlı ordusunun Viyana'dan geri püskürtülmesi üzerine XI. İnnocentius bu sefer Osmanlılar'ın Macaristan'dan geri püskürtülmesi için elinden geleni yaptı. Sobieski'nin hemen kuşatma sonrası "Geldik, gördük ve Tanrı fethetti" mektubu Viyana'da atılmış olan ittifak tohumunun Vatikan'a sıçramasına yetti, Papa bu savaşlar için milyonlarca scudo harcamaktan çekinmedi.
İttifaka katılacak bir diğer ülke olan Venedik Cumhuriyeti'nde ise bazı çevreler hükûmetin fazla barışçı davrandığını iddia ediyordu, özellikle 1669'da Girit'in kaybından sonra başıbozuk Venedik kuvvetlerinin Osmanlı topraklarına akın düzenlemesi sonucu İstanbul'dan gelen tazminat talebine hükümetin boyun eğmesi barış karşıtlarını kızdırmıştı. Viyana'daki zafer ise barış karşıtlarınının elini daha çok güçlendirdi.
Sobieski ve I. Leopold'ün İtalya'daki elçilerinin uzun uğraşları sonucu, bu devletlerin ve Papa'nın temsilcileri 1684'te Linz'de bir araya geldi. Sobieski ve Leopold, Venedik'in doğrudan Çanakkale'ye taarruz etmesini istiyordu. Bu istek gerçekleşmese de sonunda 5 Mart 1684'te ittifaka Venedik katıldı. Avrupa'da bu üç ülkenin Balkanlar'a üç koldan taarruz etmesi kararlaştırıldı.[2]
Linz'de yapılan görüşmede Moskova ve Safevi Devleti ile de görüşme yapılması istendi. O yıllarda Lehistan'da bulunan Nahcivan Katolik piskoposu Dominiken Sebastian Knabb, İran şahı Süleyman Şah ile Sobieski arasındaki temasları sağlıyordu. Papalık, İran ile birlikte Etiyopya Hristiyanları'nın da kışkırtılarak Mısır'a taarruz etmesini istiyordu. Ama Süleyman Şah da, Etiyopya Hristiyanları da ittifaka katılmadı.[3]
İttifakın kuzey cephesinde savaşması düşünülen Rusya ise başlarda aktif olarak savaşa katılmadı, 1676-1681 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda yapılan antlaşmaya sadık kaldı. Daha sonra ise 1686-1700 Osmanlı-Rus Savaşı'nı başlatarak I. Petro önderliğinde 1687-1689 Kırım, 1695-1696 Azak seferlerine girişti.
Sobieski, Papa'ya Hollanda ve İngiltere donanmalarının da Papalık bayrağı altında bu sefere katılmaları çağrısı yaptı. Papa bu öneriyi desteklemese de dinine bağlılığıyla bilinen Fransızların "Güneş Kral"ı XIV. Louis'ye donanmasını ortak düşman üzerine göndermesi çağrısında bulundu. Viyana Kuşatması öncesinde ve Kutsal İttifak süresince Avrupa'da Osmanlı lehine tek dengeleyici unsur olan Fransa bu öneriyi kabul etmedi.[4]
Savaşlar Kutsal İttifak daha fiilen kurulmamış olsa da, kuşatma ertesinde Viyana'da toplanan İttifak güçleri kuşatmadan geri çekilen bitkin Osmanlı-Macar kuvvetlerini yakalayıp onlara önemli bir darbe vurmak amacıyla zaman kaybetmeden Osmanlı-Macar topraklarına saldırıya geçtiler.
1683-1689 yılları arası savaşlar [değiştir]2 Ekim 1683 günü Jan Sobieski ve Lorraine Dükü V. Charles Macaristan'daki Haçlı birlikleri ve Türk savunma hatları hakkında bir görüşme yaptılar ve saldırı bölgesinin neresi olacağına karar verdiler. Asıl hedefleri olan Uyvar (Nove Zamky) yöresinin yağış nedeniyle sularla kaplanması üzerine Ciğerdelen'e (Parkany) ilerlemeye karar verdiler.
Ciğerdelen Savaşı II.Mohaç Savaşı II. Süleyman ve II. Ahmet Dönemi Viyana Barış Görüşmesi Kırım Cephesi Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Seferleri Salankamen Savaşı 1692-1694 yılları II. Mustafa Dönemi Venedik-Osmanlı deniz savaşları Azak Çarpışmaları II. Mustafa'nın Avusturya Seferleri Zenta Savaşı
Sonuçlar 1698 yılında İngiltere ve Hollanda'nın arabuluculuğunda, Avrupa'da savaşan devletlerin delegelerinin Macaristan'ın Karlofça kasabasında toplanıp anlaşması uygun görüldü.[33]
Zenta Savaşı'ndan sonra son Osmanlı kuvvetleri de dağılmış, Habsburg orduları Macaristan şehirlerini ve buradaki Osmanlı kale ve tahkimatlarını ele geçirmişti. Bu şehirlerdeki Osmanlı garnizon kuvvetleri ve Müslüman halk düşmana direnememiş, çoğunlukla yok edilmişti. Rusya hedefi olan Azak ve çevresini 1696'dan beri elinde tutuyor, Venedikliler Dalmaçya kıyılarında hâkimiyet kurmuş, Leh orduları ise Podolya'yı işgal etmişti.
Ateş gücü yüksek Kutsal ittifak orduları hızlı hareket edip kendilerine yakın olan Osmanlı noktalarına hızlı akınlar düzenlerken, sefere çıkmak için İstanbul'dan büyük ordularla hareket etmek zorunda olan Osmanlı ordusu zayıf ve hantal yapısıyla yenilgiye mahkûm olmuştu.
Osmanlı tarafında son umut olan II. Mustafa'nın Avusturya seferleri başarısız olunca padişah savaşlarla ilgilenmeyi bırakmıştı. Bu yüzden yenilginin nedenleri ve sonuçları iyi tahlil edilememiş, bu savaşlar sonrasında herhangi bir yenilik hareketi görülmemiştir.
|